O en sevilen kış günü,
Bugün benimleydi yeniden…
İçten üşüdüm,
Bir kez daha özlerken seni…
Anılar kemiriyor geleceğimi,
“Biz” darmadağın değil,
Tam anlamıyla yok oldu…
Yazdığımı sanıyordum son şiiri,
Tutabileceğimi sandım o sözü,
Artık yenilgilerim de yok,
Yenilgiden beteri ne varsa
O…
Karla kaplı ovalarıma bakıyorum,
Sanırsınız ki bahar gelince,
Yeşerecek, güzel olacak…
Yanılıyorsunuz… Hem de çok…
Çorak topraklardır o karların altı…
Yalnızlıktır…
Yapayalnızlıktır…
David Ojalvo, 24.12.2008
Gökyüzüne hayranım ben…
Günbatımıdır yürüyüşüm,
Akşam yıldızıdır yoldaşım,
Ve gecedir tüm umutlarım…
Eve dönüş yolumdur,
Bitmeyen bu yalnızlık…
Yine bir soğuk kış gününde,
Yürümeyi başarıyorum…
Arabalar geçiyor,
Farlarıyla kâh aydınlatıyor,
Zayıf ışıklandırılmış
Şu gençliğimi…
Kederim yok çok şükür,
Geride kalanlara sözüm de yok,
Yürüyorum…
Hatta gülümsüyor,
Umutlanıyorum…
Edecek teşekkürüm,
Söyleyecek bir iki duam var,
Ve bir de yaşamak istediğim,
Sonsuz gecelerim …
David Ojalvo, 10.12.2008
Üzüm üzüme baka
baka kararırmış
Ne çirkin bir tanesin sen
Ne kadar da yabancısın
Yabanisin
Hayat denen bu bağa…
Ne şarap olur senden
Ne kuruyemiş
Ne de pekmez…
Şimdi söyle:
Kime bakıp da kararacaksın
Gri tonlarının siyaha çaldığı
Bu kalabalığın ortasında?
Ağlamamak elde değil
Acımasız gerçeği görmemek…
Beyazlığını, saflığını
Çürümeye bırakacaklar…
Dalından kopmamak için
Direniyor, kanıyorsun…
Söyle bana neden?
Neden?
David Ojalvo, 11.11.2008
Çatlatmaya çalışıyor hayatın kabuğunu,
Atmakta ısrarcı olan kırık kalbim…
Donuk gri gökyüzü ile mest oluyor,
Hüzünlerin yanık tadına varıyor,
Yorgunluğuma sarılıyorum…
Meğer bir boşlukmuş anlamın,
Yeri yokmuş senle adımın,
“Yalnızlıktır” şöhreti ada’mın,
Ve feryat figan ağlar anılarım…
Günler geceyi çekiyor,
Geceyse umutları…
“Sen” değilsin artık büyük
sancım…
Çatlayamayan kabuk,
Günle buluşamayan umut…
David Ojalvo, 6.11.2008
Ellerimde yaşadı üç yıl,
Dünyanın en yaşlı kelebeği…
Zayıflayan kanat çırpınışıyla,
Ölümünü görmek trajikti…
Renkleri gökkuşağıyla yarışırdı,
Dokunuşu yumuşacıktı,
Sözleri aşktandı…
Ölümünü yaşamak,
Yeni bir başlangıç değildi…
Alabildiğince doğal olmak,
Hayallerini gerçekleştirmek isterdi…
Ne var ki giderek büyüdü korkuları,
Sonunda koptu dünyadan, sevgimden…
Vedası çok kısa sürdü,
Ama bir şeyler ayları buluyor…
Küllerini savururken rüzgâra,
kelebeğimin
Okyanusa bakıyor ve
Derin düşüncelerden uyanamıyorum…
David Ojalvo, 24.10.2008
Onursal Başkan Bensiyon Pinto‘nun, “Anlatmasam Olmazdı: Geniş Toplumda Yahudi Olmak” adlı kitabı eylül ayında yayınlandı.
Doğan Kitap günümüzün en popüler yayıncılarından… Kitap, Gözlem Yayınları‘ndan çıksaydı kısa zamanda dördüncü baskıyı yapabilir miydi, bilemiyorum. Bu çalışma türünün ilk örneği olarak kabul ediliyor; çünkü ilk defa bir (onursal) cemaat başkanının kitabı geniş toplumla buluşuyor. Bugün itibariyle düşüncem, kitabın kısa ve uzun vadede etkileri olacağı.
Devamını oku »
10 Mayıs Cumartesi akşamı İş Sanat Konser Salonu’nda çok özel bir gece yaşandı. Klasik müziğin, karizması pop sanatçılarıyla kıyaslanan genç kemancısı Joshua Bell, İngiltere’nin en tanınmış orkestralarından Academy of St. Martin-in-the-Fields eşliğinde verdiği konserde enerjisi, müthiş yeteneği ve ustalığıyla dinleyicileri mest etti

Devamını oku »
DÜNYA, İNSANOĞLUNUN EVİDİR
Dünya, insanoğlunun evidir. Mezopotamya’da doğan uygarlık yüzyıllar içinde şekillenerek, tüm dünyaya yayıldı. Nice olaylar ve savaşlarla beraber, “kültürel evrimleşme” denilen bir sürecin bugünkü mirasçıları ve temsilcileriyiz. Yarına “hayal ettiğimiz o iyi dünyayı” bırakabilecek miyiz? Yanıt vermek çok zor; çünkü çoğu zaman yaşadığımız ve yüzleştiğimiz gerçeklerin kendileri de çok zor.
“Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar” ve “Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır” der İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. Bu çerçevede özgür doğan her bireyin, tüm dünyayı görme hakkında sahip olması, doğal bir sonuç olmayacak mıdır? Oysa gündelik hayattaki gerçekler, şartlar bambaşka. Başta maddi koşullar karşımıza çıkıyor, ardından toplumsal beklentiler, uluslararası sınırlar, sınırlamalar… Ortalama 75-80 yıl süren ömrümüzde hangi coğrafyaları görebileceğimiz, gündelik hayatın bu gerçeklerinden başlıyor, “kader” denilen olgudan nasibini alıyor. Kimileri için sınır, “köyünün çiti”, kimilerine “parası ve/veya zamanı”, kimilerine ise dünya haritası üzerinde yer alan “hayali çizgiler” ve o çizgilerin içindeki devletlerin belirlediği şartlar.
Devamını oku »
Geride bıraktığımız Cuma gecesi dışarıda sağanak yağmur yağarken, evimde huzur içinde Elie Wiesel‘in “Gündüz” adlı kitabını okudum. Beki Haleva‘nın mükemmel çevirisiyle dilimize kazandırılmış bu eser beni birçok açıdan düşündürdü.
“Gündüz” Nobel Barış Ödüllü yazar Elie Wiesel’in kaleme aldığı bir üçlemenin son kitabı. Dizinin ilk kitabı olan “Gece“yi yakın bir zamanda okumayı planlıyorum. İkinci kitap, “Tan Vakti” Türkçeye kazandırıldı mı, bilemiyorum.
Devamını oku »
Merve’ye…
Bu sabah, bir kez daha çalışma masamda oturuyorum. Yüzü, bilgisayar ekranımda. Gözleri, dosdoğru ileri bakıyor. Bir fotoğraf makinesine gülümsüyor, o anda aklından geçen düşüncelerine, belki de parlak bir geleceğe. Güneş de bana katılıyor, onun yüzünü elinden gelen en güzel şekliyle aydınlatıyor. Uzun kumral saçları, mavi tişörtüne değiyor.
Devamını oku »